Posted by: eren on: October 20, 2007
uzun zamandır görmediğiniz eski bir tanıdığı andığınız gün, onun tam da o saatlerde vefat ettiğini öğrenmek nasıl bir duygu biliyor musunuz?
maalesef ben biliyorum.
Posted by: eren on: October 13, 2007
ı h a t e e v e r y t h i n g
ateşi çıktı. yavrum, yanıyor. eğer iyileşecekse, onu ilaç tüpünün içine tıkıştırabilirim. siz siz olun, parmağınızı rendelerden koruyun anacım.
**
üçlük atamamaktan daha kötü olan, her defasında atabileceğini zannetmekmiş. ben bugün bunu gördüm.
ama bu yapmam gerekeneri ertelememi gerektirmez öyle değil mi?
Posted by: eren on: September 5, 2007
içimdeki çocuğu kaybettim, evden çıkmak istemiyorum, bilgisayarı açmaya üşeniyorum.
-salonda bulaşık bardak kaldı mı acaba,
-ay bu çaydanlığın ciflenesi gelmiş,
-hmm, halıyı mı silsek,
-ablaaa, hadi gel de hep beraber yiyelim..
-ayy halley mi, şimdi yiyesim yok!
en acıklısı da bu sonuncusu sanırım. okul açılsa kendime gelirdim belki.
**
kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız, biskremli yaş pasta yapın. güzel olmama ihtimali yok. -şeker yerine tuz kullanmak filan gibi gaflet durumlarını yok sayıyorum- böylece bol bol takdir toplayın, afiyetle yiyip ‘ben yaptım’ diye gülümseyin. iyi geliyor.
Posted by: eren on: July 30, 2007
salak hissediyorum bugünlerde kendimi çok. denediğim oturuş şekli için kollarımın fazla uzun olduğunu farketmem perçinledi bu hissiyatımı ama öncesi de var. -oturuş şekliyle kollarının na’lakası var demeyin, var, demeyin öyle-
saçmasapan, bir anafikri olmayan, üstelik kalbimi kıran bir telefon konuşması.
on dakikalık periyodlarla kendini kapatan pek sevgili cep telefonum.
bir türlü bitmeyen, okudukça sayfa sayılarına binbir bereket yağan şu mavi kaplı şık kitap. üzerinde kıymetli saat fotoğrafları var. evet gayet şık.
yastık olarak kullanmaya çalıştığımda aslında sert olduğunu farkettiğim düğmedengözlüoyuncakfil.
ben aramadıkça görüşemediğimizi farkettiğim eski dostum.
gitmeyi çok istemekle hiç istememek gibi iki duyguyu aynı anda nasıl bünyemde barındırdığımı bir türlü çözemeyişim.
eğlence olsun diye yazdığım ama aynı zamanda inceden hayat dersi -vay canına- kıvamındaki mektubumun yırtılarak geri dönüşüm kutularının birinde ikinci kalite kağıda dönüşmeyi beklediğini öğrenmem. (aslında yırtılıp yırtılmadığını bilmiyorum. daha dokunaklı olsun diye, anlarsınız ya)
o ödül törenindeki tombalak çocuk gibi sagopa ağbime sarılıp nil aplamla fotoğraf çektiremesem de, XL’da dünyanın günlük hareketini model alaraktan deliler gibi dans ettim. bu da güzel. annem bu duruma alışmaları gerektiğini düşünüyor, ablamsa ne düşündüğünü dahî söylemedi. ama iyiyim. hala boşa geçen vakitlerim için kaygılanacak kadar iyiyim.
Posted by: eren on: July 17, 2007
oturuyordum öyle, birden aklıma geldi; derya baykal ile deniz baykal kardeş olabilirler miydi acaba? deniz’i liseden derya’sı üniversiteden arkadaşım olan ikizleri düşündüm. yok artık, dedim, ikiz olamazlar ama, yani belki kardeş? tamam tamam sustum sonra da.
şu seçim otobüsleri yok mu.. kaç sabahtır zıvanadan çıkıyorum. yimiiki temmuz ikibinyedi pazar günü, o seçim otobüsleri teker teker gözümün önünden geçecek; yüzümdeki eroltaşvari o haince gülümsemeden sonra pusulayı damgadelisi yapacağım. vurucam kırbacı.
Posted by: eren on: July 5, 2007
otobüsteki yaşlı teyzenin inerken bana yerini vermesine cok duygulandım doğrusu, ‘kızım gel otur bayılacaksın’. sağol teyzecim, yer verenlerin çok olsun.
galiba hayatımda yaptığım en isabetli iş kışın doğmakmış.
17.30da sandığım toplantıya yirmi dakika gecikip, buluşma noktasında kimsecikleri göremeyince gelen mesajı tekrar okudum; ‘yukarıdaki özsüt’ün üst katında 17.50′de buluşuyoruz.’ allahım ne yücesin! diyesim geldi, dedim. iki laflayıp pasta yedim, sonra münevver tutanak, rapor, müze, eğitim, emesprocekt filan dedi. galiba bu kelimelerden anlamlı birtakım cümleler hatırlayıp sözverdiğim raporu göndermeliyim.
naapalım güneyliyiz, rahat insanlarız.
Posted by: eren on: May 27, 2007
stres küpü olmuşken, ödevim hakkında hiçbir fikre sahip değilken, üstelik grup arkadaşlarımın da bu ucube ödeve dair hiçbir fikirleri yokken, powerpoint sayfasına küçük bir çocuğun bir şırınga gördüğünde yüzünün alacağı ifadeyi yüzüme takınarak bakarken, döktüğüm sıkıntı terleri sırtımda soğurken; keşke şarj aleti bulunamayan bir telefon olsam diyorum. şarjım bitince kapanırdım. kimsecikler açamazdı.
ilk post’umu kırağı çalarken’e yazmak istemezdim. gerçekten.
Posted by: eren on: May 10, 2007
bikbik
Posted by: eren on: May 10, 2007
helloğ, this is my first blog with my blog expert.
we’re checking turkish letters.
son yorumlar